İstanbul’da faaliyet gösteren Akkaş Hukuk ve Avukatlık Bürosu Ümraniye ceza davası avukatları kadrosu gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikayet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve danışmanlık hizmetleri sunmakta ve ceza mahkemelerinde kendilerini gerek müşteki vekili ve gerekse sanık müdafi olarak temsil etmektedir.

Ümraniye ceza davası avukatları ekibimiz ceza hukuku konusunda edindikleri 25 yıllık tecrübe ve uzmanlık çerçevesinde, müvekkillerimize en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermektedirler. Ülkemizde ceza yargılaması Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile yapılmaktadır. Türk Ceza Kanunu cezaları belirlerken, Ceza Muhakemesi Kanunu ise yargılamanın usul ve prosedürlerinin nasıl olacağını gösterir. Ceza davalarına ilişkin olarak avukatlarımız; Şikayet dilekçesi ve eklerini hazırlamakta, Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunmakta ve Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak hizmet vermektedirler.

Ceza avukatlarımız ayrıca Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak müvekkillerimizi temsil etmekte, savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarına ve mahkemelerce verilen tutuklama kararlarına itiraz etmekte, temyiz dilekçesi hazırlamakta ve cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapmaktadırlar. Ceza hukukunda uzman avukatlarımız; Alkollü Araç Kullanma, Dolandırıcılık, Gümrük Kaçakçılığı, Güveni Kötüye Kullanma, Kredi Kartı Dolandırıcılığı, Mala Zarar Verme, Taksirle Yaralama ve Vergi Kaçakçılığı ile ilgili suçlamalarda ve ceza davalarında savunma hazırlamakta ve duruşmalarda müvekkillerimizi temsil etmektedirler.

Ceza Hukuku Temel Kavramları

Ceza hukuku bakımından temel kavramların iyi bir şekilde anlaşılması, bilinmesi gerekmektedir. Zira ceza kanunlarının bilinmemesinin mazeret sayılmayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla bir suçun oluşması için oluşması gereken hususlar, fiiller ile amacın etkili bir biçimde ortaya koyulması ile kişi hak etmediği yaptırımlardan kurtulabilecek ya da karşılaştığı mağduriyete neden olan kişi ya da kişilere bir yaptırım uygulanmasını sağlayabilecektir.

Türk Ceza Kanunu’na göre ceza kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Bu nedenle söz konusu hususları ihlal edenlerin ıslahı önem arz etmektedir. Fakat ceza hukukunun uygulanmasında genel geçer bir takım ilkeler söz konusudur. Bunlardan ilki suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Bu ilkeye Türk Ceza Kanunu’nda şöyle düzenlenmiştir: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

Diğer bir ilke ise Türk Ceza Kanunu’nda şu şekilde düzenlenmiştir: “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” Geriye yürümeme ile lehe olan normun uygulanması ilkesi, ceza hukukunun zaman bakımından uygulanması hususundaki temel ilkelerdir.

Ümraniye Ceza Davası Avukatları

Ceza Sorumluluğu Şahsidir

Öte yandan ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse, bir başkasının işlemiş olduğu fiil nedeniyle sorumlu tutulamazCeza hukuku bakımından temel kavramlardan kast, failin fiili ve sonuçlarını bilerek ve isteyerek yerine getirmesini ifade eder. Doğrudan kast bilme ve istemenin tam olarak sağlanması şeklinde ortaya çıkarken olası kast “olursa olsun” şeklinde de açıklanabilecektir. Görüldüğü üzere doğrudan kastta failin amacı direk olarak eylemi işleme üzerinedir. Olası kastta ise suçun gerçekleşebileceği öngörüldüğü halde fiile devam edilmektedir.

Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılmasıdır. Bu bağlamda, fiilin neticesi hiç öngörülmemiş, sonuç hiç istenmemişse ortada basit taksirden, fiilin neticesi öngörülmesine rağmen istenmemiş, “nasılsa bir şey olmaz” iradesi ile fiile devam edilmişse bilinçli taksirden söz edilecektir.

Olası kast ile işlenen suçun yaptırımı doğrudan kasta göre; basit taksirle işlenen suçun yaptırımı ise bilinçli taksire göre daha hafif olacaktır.

Kanunun hükmü ve amirin emri, meşru savunma ve zorunluluk hali, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, haksız tahrik, hata, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır dilsizlik, geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma gibi etkenler, Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan sebeplerdir.

Suç karşılığında uygulanan yaptırımlar hapis cezası ile adli para cezasıdır. Cezanın belirlenmesi süreci, Türk Ceza Kanunu uyarınca şu şekildedir; Hakim, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

Genel Olarak Ceza Hukuku

Ceza hukukunda genel olarak suçlar ve yaptırımları incelenmektedir. Suçun işlenmesinden cezanın infaz edilmesine kadar geçen süreç hassas bir süreçtir. Türk Ceza Kanunu’nda birçok suç düzenlenmiştir. Bu suçların başlıkları örnek olarak şu şekildedir;

  • Hayata Karşı Suçlar (Kasten Öldürme Suçu gibi)
  • Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar (Kasten Yaralama Suçu gibi)
  • Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (Cinsel Saldırı Suçu, Çocukların Cinsel İstismarı Suçu gibi)
  • Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu gibi)
  • Adliyeye Karşı Suçlar (İftira Suçu gibi)
  • Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar (Zimmet Suçu, İrtikap Suçu, Rüşvet Suçu gibi)

Yukarıda sayılan suçlar kasten işlenebilen suçlar olduğu gibi, bazı suçlar taksirle de (dikkatsizlik, özensizlik) işlenebilir. Ceza hukuku bakımından suçların oluşabilmesi için kanuni unsurların varlığı gerekmektedir. Örneğin mala zarar verme suçu kanunda düzenlenmişse de bu suç, taksirle işlenemez. Dolayısıyla başkasının malına istemeden zarar veren kişi, ceza hukuku bakımından suçlu olmayacaktır.

Görüldüğü üzere ceza hukuku bakımından çok ince ayrıntılar ile sonuçlar değişebilmektedir. Suç şüphesi altında olan bir kişi suçlu olmadığını ya da talep edilen cezayı haketmediğini düşünüyorsa veya kendisine karşı bir suç işlendiğini düşünen bir birey mağdur olduğunu düşünüyorsa, düşüncesini etkili bir biçimde ortaya koymalıdır. Örnek olarak şikâyete tabi suçlarda şikâyet süresi suçun ve suçlunun öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Mağdur olan kişi bu süreden sonra talepte bulunsa dahi talebi ciddiye alınmayacaktır.

Bu bağlamda ceza hukuku bakımından hakların ileri sürülmesine, zamanın gözetilmesinde, isnatların gösterilmesinde, fiilin niteliğinin ortaya koyulmasında profesyonel bir yardım ile hareket edilmesi hayatidir. Bu noktada aşağıdaki başlığın iyi anlaşılması gerekmektedir.

Dolandırıcılık Suçu

Dolandırıcılık suçu, kanunda malvarlığına karşı işlenen suçlar bölümünde yer alan ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir suçtur. Dolandırıcılık suçunda fail, mağdurun iradesini hileli davranışlar ile etkilemekte, mağdurun ya da başkasının zararına olarak kendine ya da diğer kişilere çıkar sağlamaktadır. Söz konusu suçun nitelikli halleri de söz konusudur. Örnek olarak suçun belli dini, sosyal, mesleki hususlar vasıtası ile işlenmesi durumunda nitelikli dolandırıcılık söz konusu olacaktır. Dolandırıcılık suçu bakımından öngörülen ceza, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Nitelikli dolandırıcılıkta ise üç yıldan on yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.

Dolandırıcılık eğer, hukuki bir ilişkiye dayanan alacağın tahsil edilmesi için ortaya çıkmışsa (mesela karşı taraftan alacağını alamayan bir kişi, o kişiden parayı dolandırıcılık ile alırsa) suçun oluşması şikâyete tabi olur. Yukarıdaki durumdan farklı olarak hukuki alacağın tahsili için dolandırıcılık söz konusu oldu ise kişinin şikayeti ile soruşturma açılabilir ve işlemler yürütülebilir. Şikayet yoksa suç da yoktur. Fakat suçun yukarıda açıklanan temel halinde şikayet gerekmez. Önemle belirtilmelidir ki hukuki alacağın tahsili için işlenen dolandırıcılıkta öngörülen ceza altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Ya da bunun yerine adli para cezası da hükmedilebilir.

Dolandırıcılık suçunda (temel suçta) şikayet gerekmediğinden, zamanaşımı süresi 8 yıldır. 8 yıl içinde mağdur savcılığa durumu bildirmelidir.

Dolandırıcılık suçu bakımından aranan unsurlar şunlardır; fail hileli davranışlar ile hareket etmelidir, fiil de hileli hareketler ile karşıdaki kişiyi yanıltabilecek düzeyde, yeterlilikte olmalıdır. Oluşan zarar mağdur ya da başkası için oluşmalı, sağlanan haksız fayda da fail ya da farklı bir kişi için oluşmalıdır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Güveni kötüye kullanma, uygulamada emniyeti suistimal olarak da bilinmektedir. Bu suç, görevi kötüye kullanma ile karıştırılmamalıdır. Bu suç, dolandırıcılık ya da hırsızlık suçları karıştırılmaktadır. Dolandırıcılıktan temel farklı, malın faile rıza ve irade ile teslim edilmesidir. Dolandırıcılıkta ise hileli hareketler nedeniyle iradenin sekteye uğraması ve kişinin algısına zarar verilerek işlem yapılması söz konusudur. Hırsızlıktan farkı ise hırsızlıkta yine ilk anda mağdurun rızası yoktur.

Güveni kötüye kullanma, Türk Ceza Kanunu’nda ise şu şekilde düzenlenmiştir: “Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Gümrük Kaçakçılığı Suçu

Kaçakçılık, ülkeye giriş ya da çıkışında gümrük işlemlerine tabi bir malın, eşyanın, işlemler gerektiği şekilde yapılmaksızın, kuralların ve yükümlüklerin gözetilmeksizin yurda sokulması ya da yurttan çıkarılmasıdır. Dolayısıyla kaçakçılık durumunda devlet bizzat doğrudan zarara uğramaktadır. Kamu düzeni bu şekilde ihlal edildiğinden yaptırımları da buna göre olmaktadır.

Uygulamada kaçakçılık suçlarına “gümrük kaçakçılığı” da denilmektedir. Zira işlemler bakımından yerine getirilmeyen kısım, bu suç bakımından gümrük işlemleridir. Devletin ekonomik hakları, eşyanın bilgi ve özelliklerinin girilmesi gerekmekte ise de bu suçta bu hususlara aykırılık olmaktadır. Günümüzde alkol ya da sigara kaçakçılığı uygulaması en sık görülen suçlardan ikisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında silah, uyuşturucu, kültür ve tarihi eserler de kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan mal ve eşyalara örnek gösterilebilir.

Gümrük işlemlerine malın cinsinin belirlenmesi, miktar ya da ağırlığının ölçümü, marka ya da diğer ayırt edici unsurların tespiti gibi malın yurda sokulması ya da yurttan çıkartılması için, diğer bir anlatımla ithalat ve ihracat için gerekli bilgilerin tespit edilmesi girmektedir.

Kaçakçılıkla mücadele bakımından getirilen kanun, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’dur. Bu kanunda ilgili fiiller ve cezaları çok detaylı olarak düzenlenmiştir. Kaçakçılık fiillerine ve cezalarına örnek olması bakımından uygulamada sıklıkla karşılaşılanlar durumlar, kanun temel alınarak şu şekilde gösterilebilir;

Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır. Eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

İthali kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeye sokan kişi, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İthali yasak eşyayı, bu özelliğini bilerek satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, aynı ceza ile cezalandırılır.

İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Görüldüğü üzere fiiller ve cezalar detaylı olarak gösterilmiştir. Öte yandan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu, birbirleri ile ayrık olmayan durumdadırlar. Dolayısıyla gerçekleşen fiilin nitelendirilmesi, hak kayıplarının önlenmesi için önemlidir. Bu nedenle de bir ceza hukuku avukatı ile çalışılmasında fayda olduğu düşünülmektedir.

Ceza Hukukunda Avukatın Önemi

Ceza hukuku alanında avukatlar şüpheliyi, sanığı, mağduru, suçtan zarar göreni, katılanı, suçtan sorumlu olan diğer kişileri temsil ederler. Bu bağlamda adliyede, kolluk makamlarında veya suç için önemli diğer mahallerde bulunurlar, ifade ve sorguya katılırlar, isnatla ilgili bilgilendirmeyi sağlarlar, dilekçeler vasıtası ile ya da sözlü olarak hakları koruma altında tutarlar. Dolayısıyla insanın en temel haklarından olan özgürlük hakkının kaybedilmemesi açısından etkili ve güçlü temsil edilme hayati öneme sahiptir. Mağdur bakımından kaybın telafisi ve mağdurun vicdanen tatminini sağlamak esas gaye iken, şüpheli ya da sanık bakımından özgürlüğün korunması, haksızlığa uğranmaması ve orantısız yaptırımlara maruz kalınmaması temel amaçtır.

Yukarıdan anlaşılacağı üzere ceza hukuku özgürlüğe direkt etki eden bir dal olması nedeniyle riske atılmaması gereken bir daldır ve avukat ile temsil bu bağlamda çok önemlidir. Avukatın da sizi temsil kabiliyeti önemlidir. Zira ceza hukukunda amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Dolayısıyla delillerin ortaya konulmasında, etkili savunmada, var olan ve zarara uğrayan menfaatin veya hakkın talebinde, müvekkil ile iletişimde, kanunlara ve diğer mevzuata hâkimiyette avukatın rolü hakkın yerini bulması için belirleyicidir.

Zira diğer hukuk dallarından farklı olarak bir yaptırım ile karşılaşan kişi üzerinde yaptırımın etkileri anlık olmayıp uzun yıllar sürebilmektedir (aile ve sosyal çevre baskısı, özgüven kaybı, maddi kayıplar gibi). Dolayısıyla haketmediği halde bir yaptırımla karşılaşan kişi için telafisi güç ya da imkânsız zararlar doğabilmektedir. Aynı şekilde suç nedeniyle mağdur olan kişi de fail hakettiği cezayı almaz ise kendini güvende hissetmeyecek, hayatına normal devam etmekte zorlanacaktır. Bu nedenle de ceza hukuku avukatı ile çalışmak önemlidir.

Ümraniye Ceza Davası Avukatları Olarak Hizmetlerimiz

  • Şikayet dilekçesi ve eklerinin hazırlanması
  • Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunulması
  • Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Sulh Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarına itiraz edilmesi
  • Tutuklama ve koruma kararlarına itiraz edilmesi
  • Temyiz dilekçesi hazırlanması
  • Cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapılması

Ümraniye Ceza Davası Avukatları Ekibimize Ulaşın

İstanbul‘da çalışmalarına devam eden Akkaş Hukuk ve Avukatlık Bürosu‘na ve Ümraniye ceza davası avukatları için avukat kadromuza İletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

WhatsApp chat