İstanbul’da faaliyet gösteren Akkaş Hukuk Bürosu İstanbul ceza avukatı kadrosu gerçek ve tüzel kişilere yönelik her türlü suç isnadı, cezai şikayet, kovuşturma, soruşturma ve diğer ceza davası konularında müvekkillerimize avukatlık ve danışmanlık hizmetleri sunmakta ve ceza mahkemelerinde kendilerini gerek müşteki vekili ve gerekse sanık müdafi olarak temsil etmektedir.

İstanbul ceza avukatı ekibimiz ceza hukuku konusunda edindikleri 25 yıllık tecrübe ve uzmanlık çerçevesinde, müvekkillerimize en etkili sonucu sağlamak için hukuki destek vermektedirler. Ülkemizde ceza yargılaması Türk Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu ile yapılmaktadır. Türk Ceza Kanunu cezaları belirlerken, Ceza Muhakemesi Kanunu ise yargılamanın usul ve prosedürlerinin nasıl olacağını gösterir. Ceza davalarına ilişkin olarak avukatlarımız; Şikayet dilekçesi ve eklerini hazırlamakta, Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunmakta ve Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak hizmet vermektedirler.

Ceza avukatlarımız ayrıca Sulh Ceza ve Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olarak müvekkillerimizi temsil etmekte, savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarına ve mahkemelerce verilen tutuklama kararlarına itiraz etmekte, temyiz dilekçesi hazırlamakta ve cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapmaktadırlar. Ceza hukukunda uzman avukatlarımız; Alkollü Araç Kullanma, Dolandırıcılık, Gümrük Kaçakçılığı, Güveni Kötüye Kullanma, Kredi Kartı Dolandırıcılığı, Mala Zarar Verme, Taksirle Yaralama ve Vergi Kaçakçılığı ile ilgili suçlamalarda ve ceza davalarında savunma hazırlamakta ve duruşmalarda müvekkillerimizi temsil etmektedirler.

Ceza Hukuku Temel Kavramları

Ceza hukuku bakımından temel kavramların iyi bir şekilde anlaşılması, bilinmesi gerekmektedir. Zira ceza kanunlarının bilinmemesinin mazeret sayılmayacağı kabul edilmiştir. Dolayısıyla bir suçun oluşması için oluşması gereken hususlar, fiiller ile amacın etkili bir biçimde ortaya koyulması ile kişi hak etmediği yaptırımlardan kurtulabilecek ya da karşılaştığı mağduriyete neden olan kişi ya da kişilere bir yaptırım uygulanmasını sağlayabilecektir.

Türk Ceza Kanunu’na göre ceza kanununun amacı; kişi hak ve özgürlüklerini, kamu düzen ve güvenliğini, hukuk devletini, kamu sağlığını ve çevreyi, toplum barışını korumak, suç işlenmesini önlemektir. Bu nedenle söz konusu hususları ihlal edenlerin ıslahı önem arz etmektedir. Fakat ceza hukukunun uygulanmasında genel geçer bir takım ilkeler söz konusudur. Bunlardan ilki suçta ve cezada kanunilik ilkesidir. Bu ilkeye Türk Ceza Kanunu’nda şöyle düzenlenmiştir: “Kanunun açıkça suç saymadığı bir fiil için kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. Kanunda yazılı cezalardan ve güvenlik tedbirlerinden başka bir ceza ve güvenlik tedbirine hükmolunamaz.

Diğer bir ilke ise Türk Ceza Kanunu’nda şu şekilde düzenlenmiştir: “İşlendiği zaman yürürlükte bulunan kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı kimseye ceza verilemez ve güvenlik tedbiri uygulanamaz. İşlendikten sonra yürürlüğe giren kanuna göre suç sayılmayan bir fiilden dolayı da kimse cezalandırılamaz ve hakkında güvenlik tedbiri uygulanamaz. Böyle bir ceza veya güvenlik tedbiri hükmolunmuşsa infazı ve kanuni neticeleri kendiliğinden kalkar. Suçun işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanun ile sonradan yürürlüğe giren kanunların hükümleri farklı ise, failin lehine olan kanun uygulanır ve infaz olunur.” Geriye yürümeme ile lehe olan normun uygulanması ilkesi, ceza hukukunun zaman bakımından uygulanması hususundaki temel ilkelerdir.

İstanbul Ceza Avukatı

Ceza Sorumluluğu Şahsidir

Öte yandan ceza sorumluluğu şahsidir. Hiç kimse, bir başkasının işlemiş olduğu fiil nedeniyle sorumlu tutulamazCeza hukuku bakımından temel kavramlardan kast, failin fiili ve sonuçlarını bilerek ve isteyerek yerine getirmesini ifade eder. Doğrudan kast bilme ve istemenin tam olarak sağlanması şeklinde ortaya çıkarken olası kast “olursa olsun” şeklinde de açıklanabilecektir. Görüldüğü üzere doğrudan kastta failin amacı direk olarak eylemi işleme üzerinedir. Olası kastta ise suçun gerçekleşebileceği öngörüldüğü halde fiile devam edilmektedir.

Taksir, dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılmasıdır. Bu bağlamda, fiilin neticesi hiç öngörülmemiş, sonuç hiç istenmemişse ortada basit taksirden, fiilin neticesi öngörülmesine rağmen istenmemiş, “nasılsa bir şey olmaz” iradesi ile fiile devam edilmişse bilinçli taksirden söz edilecektir.

Olası kast ile işlenen suçun yaptırımı doğrudan kasta göre; basit taksirle işlenen suçun yaptırımı ise bilinçli taksire göre daha hafif olacaktır.

Kanunun hükmü ve amirin emri, meşru savunma ve zorunluluk hali, hakkın kullanılması ve ilgilinin rızası, cebir ve şiddet, korkutma ve tehdit, haksız tahrik, hata, yaş küçüklüğü, akıl hastalığı, sağır dilsizlik, geçici nedenler, alkol veya uyuşturucu madde etkisinde olma gibi etkenler, Türk Ceza Kanunu’nda ceza sorumluluğunu kaldıran ya da azaltan sebeplerdir.

Suç karşılığında uygulanan yaptırımlar hapis cezası ile adli para cezasıdır. Cezanın belirlenmesi süreci, Türk Ceza Kanunu uyarınca şu şekildedir; Hakim, suçun işleniş biçimini, suçun işlenmesinde kullanılan araçları, suçun işlendiği zaman ve yeri, suçun konusunun önem ve değerini, meydana gelen zarar veya tehlikenin ağırlığını, failin kast veya taksire dayalı kusurunun ağırlığını, failin güttüğü amaç ve saiki göz önünde bulundurarak, işlenen suçun kanuni tanımında öngörülen cezanın alt ve üst sınırı arasında temel cezayı belirler.

Genel Olarak Ceza Hukuku

Ceza hukukunda genel olarak suçlar ve yaptırımları incelenmektedir. Suçun işlenmesinden cezanın infaz edilmesine kadar geçen süreç hassas bir süreçtir. Türk Ceza Kanunu’nda birçok suç düzenlenmiştir. Bu suçların başlıkları örnek olarak şu şekildedir;

  • Hayata Karşı Suçlar (Kasten Öldürme Suçu gibi)
  • Vücut Dokunulmazlığına Karşı Suçlar (Kasten Yaralama Suçu gibi)
  • Cinsel Dokunulmazlığa Karşı Suçlar (Cinsel Saldırı Suçu, Çocukların Cinsel İstismarı Suçu gibi)
  • Özel Hayata ve Hayatın Gizli Alanına Karşı Suçlar (Özel Hayatın Gizliliğini İhlal Suçu gibi)
  • Adliyeye Karşı Suçlar (İftira Suçu gibi)
  • Kamu İdaresinin Güvenilirliğine ve İşleyişine Karşı Suçlar (Zimmet Suçu, İrtikap Suçu, Rüşvet Suçu gibi)

Yukarıda sayılan suçlar kasten işlenebilen suçlar olduğu gibi, bazı suçlar taksirle de (dikkatsizlik, özensizlik) işlenebilir. Ceza hukuku bakımından suçların oluşabilmesi için kanuni unsurların varlığı gerekmektedir. Örneğin mala zarar verme suçu kanunda düzenlenmişse de bu suç, taksirle işlenemez. Dolayısıyla başkasının malına istemeden zarar veren kişi, ceza hukuku bakımından suçlu olmayacaktır.

Görüldüğü üzere ceza hukuku bakımından çok ince ayrıntılar ile sonuçlar değişebilmektedir. Suç şüphesi altında olan bir kişi suçlu olmadığını ya da talep edilen cezayı haketmediğini düşünüyorsa veya kendisine karşı bir suç işlendiğini düşünen bir birey mağdur olduğunu düşünüyorsa, düşüncesini etkili bir biçimde ortaya koymalıdır. Örnek olarak şikâyete tabi suçlarda şikâyet süresi suçun ve suçlunun öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Mağdur olan kişi bu süreden sonra talepte bulunsa dahi talebi ciddiye alınmayacaktır.

Bu bağlamda ceza hukuku bakımından hakların ileri sürülmesine, zamanın gözetilmesinde, isnatların gösterilmesinde, fiilin niteliğinin ortaya koyulmasında profesyonel bir yardım ile hareket edilmesi hayatidir. Bu noktada aşağıdaki başlığın iyi anlaşılması gerekmektedir.

Dolandırıcılık Suçu

Dolandırıcılık suçu, kanunda malvarlığına karşı işlenen suçlar bölümünde yer alan ve uygulamada sıklıkla karşılaşılan bir suçtur. Dolandırıcılık suçunda fail, mağdurun iradesini hileli davranışlar ile etkilemekte, mağdurun ya da başkasının zararına olarak kendine ya da diğer kişilere çıkar sağlamaktadır. Söz konusu suçun nitelikli halleri de söz konusudur. Örnek olarak suçun belli dini, sosyal, mesleki hususlar vasıtası ile işlenmesi durumunda nitelikli dolandırıcılık söz konusu olacaktır. Dolandırıcılık suçu bakımından öngörülen ceza, bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adli para cezasıdır. Nitelikli dolandırıcılıkta ise üç yıldan on yıla kadar hapis cezası ve beşbin güne kadar adli para cezası öngörülmüştür.

Dolandırıcılık eğer, hukuki bir ilişkiye dayanan alacağın tahsil edilmesi için ortaya çıkmışsa (mesela karşı taraftan alacağını alamayan bir kişi, o kişiden parayı dolandırıcılık ile alırsa) suçun oluşması şikâyete tabi olur. Yukarıdaki durumdan farklı olarak hukuki alacağın tahsili için dolandırıcılık söz konusu oldu ise kişinin şikayeti ile soruşturma açılabilir ve işlemler yürütülebilir. Şikayet yoksa suç da yoktur. Fakat suçun yukarıda açıklanan temel halinde şikayet gerekmez. Önemle belirtilmelidir ki hukuki alacağın tahsili için işlenen dolandırıcılıkta öngörülen ceza altı aydan bir yıla kadar hapis cezasıdır. Ya da bunun yerine adli para cezası da hükmedilebilir.

Dolandırıcılık suçunda (temel suçta) şikayet gerekmediğinden, zamanaşımı süresi 8 yıldır. 8 yıl içinde mağdur savcılığa durumu bildirmelidir.

Dolandırıcılık suçu bakımından aranan unsurlar şunlardır; fail hileli davranışlar ile hareket etmelidir, fiil de hileli hareketler ile karşıdaki kişiyi yanıltabilecek düzeyde, yeterlilikte olmalıdır. Oluşan zarar mağdur ya da başkası için oluşmalı, sağlanan haksız fayda da fail ya da farklı bir kişi için oluşmalıdır.

Güveni Kötüye Kullanma Suçu

Güveni kötüye kullanma, uygulamada emniyeti suistimal olarak da bilinmektedir. Bu suç, görevi kötüye kullanma ile karıştırılmamalıdır. Bu suç, dolandırıcılık ya da hırsızlık suçları karıştırılmaktadır. Dolandırıcılıktan temel farklı, malın faile rıza ve irade ile teslim edilmesidir. Dolandırıcılıkta ise hileli hareketler nedeniyle iradenin sekteye uğraması ve kişinin algısına zarar verilerek işlem yapılması söz konusudur. Hırsızlıktan farkı ise hırsızlıkta yine ilk anda mağdurun rızası yoktur.

Güveni kötüye kullanma, Türk Ceza Kanunu’nda ise şu şekilde düzenlenmiştir: “Başkasına ait olup da, muhafaza etmek veya belirli bir şekilde kullanmak üzere zilyedliği kendisine devredilmiş olan mal üzerinde, kendisinin veya başkasının yararına olarak, zilyedliğin devri amacı dışında tasarrufta bulunan veya bu devir olgusunu inkar eden kişi, şikayet üzerine, altı aydan iki yıla kadar hapis ve adlî para cezası ile cezalandırılır.”

Suçun, meslek ve sanat, ticaret veya hizmet ilişkisinin ya da hangi nedenden doğmuş olursa olsun, başkasının mallarını idare etmek yetkisinin gereği olarak tevdi ve teslim edilmiş eşya hakkında işlenmesi halinde, bir yıldan yedi yıla kadar hapis ve üçbin güne kadar adlî para cezasına hükmolunur.

Gümrük Kaçakçılığı Suçu

Kaçakçılık, ülkeye giriş ya da çıkışında gümrük işlemlerine tabi bir malın, eşyanın, işlemler gerektiği şekilde yapılmaksızın, kuralların ve yükümlüklerin gözetilmeksizin yurda sokulması ya da yurttan çıkarılmasıdır. Dolayısıyla kaçakçılık durumunda devlet bizzat doğrudan zarara uğramaktadır. Kamu düzeni bu şekilde ihlal edildiğinden yaptırımları da buna göre olmaktadır.

Uygulamada kaçakçılık suçlarına “gümrük kaçakçılığı” da denilmektedir. Zira işlemler bakımından yerine getirilmeyen kısım, bu suç bakımından gümrük işlemleridir. Devletin ekonomik hakları, eşyanın bilgi ve özelliklerinin girilmesi gerekmekte ise de bu suçta bu hususlara aykırılık olmaktadır. Günümüzde alkol ya da sigara kaçakçılığı uygulaması en sık görülen suçlardan ikisi olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun dışında silah, uyuşturucu, kültür ve tarihi eserler de kaçakçılık suçunun konusunu oluşturan mal ve eşyalara örnek gösterilebilir.

Gümrük işlemlerine malın cinsinin belirlenmesi, miktar ya da ağırlığının ölçümü, marka ya da diğer ayırt edici unsurların tespiti gibi malın yurda sokulması ya da yurttan çıkartılması için, diğer bir anlatımla ithalat ve ihracat için gerekli bilgilerin tespit edilmesi girmektedir.

Kaçakçılıkla mücadele bakımından getirilen kanun, 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’dur. Bu kanunda ilgili fiiller ve cezaları çok detaylı olarak düzenlenmiştir. Kaçakçılık fiillerine ve cezalarına örnek olması bakımından uygulamada sıklıkla karşılaşılanlar durumlar, kanun temel alınarak şu şekilde gösterilebilir;

Eşyayı, gümrük işlemlerine tabi tutmaksızın ülkeye sokan kişi, bir yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. Eşyanın, gümrük kapıları dışından ülkeye sokulması halinde, verilecek ceza üçte birinden yarısına kadar artırılır. Eşyayı, aldatıcı işlem ve davranışlarla gümrük vergileri kısmen veya tamamen ödenmeksizin ülkeye sokan kişi, iki yıldan beş yıla kadar hapis ve on bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

İthali kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeye sokan kişi, fiil daha ağır bir cezayı gerektiren suç oluşturmadığı takdirde, iki yıldan altı yıla kadar hapis ve yirmi bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır. İthali yasak eşyayı, bu özelliğini bilerek satın alan, satışa arz eden, satan, taşıyan veya saklayan kişi, aynı ceza ile cezalandırılır.

İhracı kanun gereği yasak olan eşyayı ülkeden çıkaran kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde bir yıldan üç yıla kadar hapis ve beş bin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Görüldüğü üzere fiiller ve cezalar detaylı olarak gösterilmiştir. Öte yandan Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile Türk Ceza Kanunu, birbirleri ile ayrık olmayan durumdadırlar. Dolayısıyla gerçekleşen fiilin nitelendirilmesi, hak kayıplarının önlenmesi için önemlidir. Bu nedenle de bir ceza hukuku avukatı ile çalışılmasında fayda olduğu düşünülmektedir.

Mala Zarar Verme Avukatı

Mala zarar verme suçu, hırsızlık, dolandırıcılık gibi malvarlığına karşı işlenen suçlardandır. Türk Ceza Kanunu’na göre başkasının taşınır veya taşınmaz malını kısmen veya tamamen yıkan, tahrip eden, yok eden, bozan, kullanılamaz hale getiren veya kirleten kişi, mağdurun şikayeti üzerine, dört aydan üç yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Haklı bir neden olmaksızın, sahipli hayvanı öldüren, işe yaramayacak hale getiren veya değerinin azalmasına neden olan kişi hakkında yukarıdaki fıkra hükmü uygulanır.

Görüldüğü üzere mala zarar verme suçu birçok şekilde işlenebilir. Burada dikkat edilmesi gereken diğer husus ise mala zarar verme suçunun basit hallerinde mağdurun şikayeti üzerine soruşturma ve kovuşturma işlemlerinin yürütüleceğidir. Mağdurun şikayeti yoksa, ilgili makamlar işlem yapamayacaklardır. Öte yandan sahipli hayvanlara verilen zararlar nedeniyle de bu suçun oluştuğu unutulmamalıdır.

Mala zarar verme suçu bakımından şikayet süresi diğer şikayete tabi suçlarda olduğu gibi failin ve fiilin öğrenilmesinden itibaren altı aydır. Suç için zamanaşımı ise her halükarda sekiz yıldır.

Mala zarar verme suçu kasten işlenebilen bir suçtur. Diğer bir anlatımla kişi suçu bilmeli ve istemelidir. Aksi halde, yani suçun taksirle işlenmesi durumunda suç oluşmayacaktır. Bu durumda mağdur, genel hükümlere göre maddi manevi tazminat davası açabilecektir.

Suçun daha fazla ceza gerektiren nitelikli halleri de söz konusudur. Buna göre bu suçun kamu kurum ve kuruluşlarına ait, kamu hizmetine tahsis edilmiş veya kamunun yararlanmasına ayrılmış yer, bina, tesis veya diğer eşya hakkında, yangına, sel ve taşkına, kazaya ve diğer felaketlere karşı korunmaya tahsis edilmiş her türlü eşya veya tesis hakkında, devlet ormanı statüsündeki yerler hariç, nerede olursa olsun, her türlü dikili ağaç, fidan veya bağ çubuğu hakkında, sulamaya, içme sularının sağlanmasına veya afetlerden korumaya yarayan tesisler hakkında, grev veya lokavt hallerinde işverenlerin veya işçilerin veya işveren veya işçi sendika veya konfederasyonlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında, siyasi partilerin, kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının ve üst kuruluşlarının maliki olduğu veya kullanımında olan bina, tesis veya eşya hakkında, sona ermiş olsa bile, görevinden ötürü öç almak amacıyla bir kamu görevlisinin zararına olarak işlenmesi halinde, fail hakkında bir yıldan dört yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

İstanbul Taksirle Yaralama Avukatı

Taksirle yaralama suçu günlük hayatta sıklıkla karşılaşılabilen suçlardandır. Kanuna göre taksirle başkasının vücuduna acı veren veya sağlığının ya da algılama yeteneğinin bozulmasına neden olan kişi, üç aydan bir yıla kadar hapis veya adlî para cezası ile cezalandırılır. Taksirle yaralama suçu, belirtildiği üzere günlük hayatta sık sık karşımıza çıkabilmektedir; trafik kazalarında, iş hayatında, ev içinde ya da hekimlerin müdahalelerinde sıklıkla bu suç görülebilir.

Taksir, kişinin dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranarak neticesini istemediği bir sonucun oluşmasında karşımıza çıkar. Basit taksirde fail neticeyi öngörmez, istemez. Bilinçli taksirde ise fail neticeyi öngörür, istemez. Örnek olarak kişinin araba kullanırken hiç öngörmediği bir şekilde birine çarpmasında basit taksir söz konusudur. Ancak trafikte hızlı şekilde ilerleyen, araçların arasından kuralsız bir şekilde geçen ve “nasılsa bir şey olmaz” düşüncesi ile hareket eden kişi bakımından bilinçli taksir söz konusudur ve bu durum, basit taksire göre daha fazla cezayı gerektirir.

Bu suçun soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlıdır. Yani savcılık makamı kendiliğinden bu suç için harekete geçemez. Fakat bu suçun daha fazla cezayı gerektiren halleri söz konusudur ve bu durumların bilinçli taksirle ortaya çıkmasında şikâyet aranmaz, savcılık kendiliğinden harekete geçer. Suçun daha fazla cezayı gerektiren hallerinin kanunda sayılan ihtimallerinden bir kısmı şunlardır; Mağdurun duyularından veya organlarından birinin işlevinin sürekli zayıflaması, mağdurun vücudunda kemik kırılması, mağdurun konuşmasında sürekli zorluk, mağdurun yüzünde sabit iz, mağdurun yaşamını tehlikeye sokan bir durum, gebe bir kadının çocuğunun vaktinden önce doğması. Bu durumlarda ceza, yukarıda belirtilenlere göre yarı oranda artırılır.

Yine Türk Ceza Kanunu’na göre taksirle yaralama fiili, mağdurun; İyileşmesi olanağı bulunmayan bir hastalığa veya bitkisel hayata girmesine, Duyularından veya organlarından birinin işlevinin yitirilmesine, Konuşma ya da çocuk yapma yeteneklerinin kaybolmasına, Yüzünün sürekli değişikliğine, Gebe bir kadının çocuğunun düşmesine neden olmuşsa, birinci fıkraya göre belirlenen ceza (yani ilk bölümde belirtilen temel ceza) bir kat artırılır.

Mağdur, suç nedeniyle zarar görmüştür. Fail ise istemediği bir neticeye sebebiyet vermiştir ve ceza alma ihtimali söz konusudur. Dolayısıyla her iki tarafın da haklarının korunması bakımından bir ceza hukuku avukatı ile görüşmesi yerinde olacaktır.

İstanbul Vergi Kaçakçılığı Avukatı

Vergi kaçakçılığı suçu, Vergi Usul Kanunu’nda düzenlenen bir suçtur. Bu suç, birçok farklı şekilde ortaya çıkabilir. Kanuna göre tutulan defterler, düzenlene defterler ile saklama mecburiyeti bulunan her türlü evrakın, bunların yanında faturaların ya da diğer belgelerin hukuka aykırı olarak düzenlenmesi, değiştirilmesi, kullanılması, ortadan kaldırılması hallerinde bu suç oluşmaktadır. Aynı şekilde kayıtların ya da kayıtlara esas evrakın hesap ya da diğer muhasebe hileleri uygulanarak oluşturulmasında da bu suç ortaya çıkacaktır.

Günlük hayatta ise bu suçun en sık karşılaşılan hali naylon fatura yani sahte fatura düzenleme-kullanma durumudur.

Bu suç, savcılığın kendiliğinden harekete geçtiği suçlar arasındadır. Diğer bir anlatımla karşı taraf şikâyetten vazgeçse dahi herhangi bir önemi olmayacaktır. Vergide kaçakçılık oluşturan davranışlar olarak şunlar gösterilebilir; defter, kayıt ya da diğer evrakın tahrif edilmesi, bu evrakın gizlenmesi, defter, kayıt ya da belgelerde sahtecilik yapma, muhasebe ve hesap hilelerine başvurma, yanıltıcı belgenin düzenlenmesi ya da kullanılması, gerçeğe aykırı hesap, çift defter tutma.

Suçlar ve cezalarına ilişkin kanun düzenlemesi şu şekildedir; Vergi kanunlarına göre tutulan veya düzenlenen ve saklanma ve ibraz mecburiyeti bulunan; Defter ve kayıtlarda hesap ve muhasebe hileleri yapanlar, gerçek olmayan veya kayda konu işlemlerle ilgisi bulunmayan kişiler adına hesap açanlar veya defterlere kaydı gereken hesap ve işlemleri vergi matrahının azalması sonucunu doğuracak şekilde tamamen veya kısmen başka defter, belge veya diğer kayıt ortamlarına kaydedenler, Defter, kayıt ve belgeleri tahrif edenler veya gizleyenler veya muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belge düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar hakkında on sekiz aydan üç yıla kadar hapis cezasına hükmolunur.

Vergi Kanunlarında Ticari Defterler

Varlığı noter tasdik kayıtları veya sair suretlerle sabit olduğu halde, inceleme sırasında vergi incelemesine yetkili kimselere defter ve belgelerin ibraz edilmemesi, bu fıkra hükmünün uygulanmasında gizleme olarak kabul edilir. Gerçek bir muamele veya duruma dayanmakla birlikte bu muamele veya durumu mahiyet veya miktar itibariyle gerçeğe aykırı şekilde yansıtan belge ise, muhteviyatı itibariyle yanıltıcı belgedir.

Vergi kanunları uyarınca tutulan veya düzenlenen ve saklama ve ibraz mecburiyeti bulunan defter, kayıt ve belgeleri yok edenler veya defter sahifelerini yok ederek yerine başka yapraklar koyanlar veya hiç yaprak koymayanlar veya belgelerin asıl veya suretlerini tamamen veya kısmen sahte olarak düzenleyenler veya bu belgeleri kullananlar, üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Gerçek bir muamele veya durum olmadığı halde bunlar varmış gibi düzenlenen belge, sahte belgedir.

Kanun hükümlerine göre ancak Maliye Bakanlığı ile anlaşması bulunan kişilerin basabileceği belgeleri, Bakanlık ile anlaşması olmadığı halde basanlar veya bilerek kullananlar iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.

Suçlar ve cezaları ile ilgili hususlarda uzman ceza avukatı aracılığı ile temsil edilme önemlidir.

İstanbul Alkollü Araç Kullanma Avukatı

Kişilerin irade yeteneğini etkilediğinden ya da tamamen kaldırdığından dolayı alkollü olarak araç kullanılması, belli şartların varlığında suç oluşturmaktadır. Öncelikle trafik güvenliğinin tehlikeye sokulması, Türk Ceza Kanunu’na göre suçtur. Bu suç, farklı şekillerde işlenebilir. Alkollü araç kullanmak da bu ihtimallerden biridir. Türk Ceza Kanunu’na göre alkol ya da uyuşturucu madde etkisiyle ya da başka bir nedenle emniyetli bir şekilde araç sevk ve idare edemeyecek halde olmasına rağmen araç kullanan kişi, iki yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılmaktadır. Dolayısıyla alkollü araç kullanmak, trafik güvenliğinin tehlikeye sokulması suçunu oluşturmaktadır fakat alınan alkol, her zaman bu suçu oluşturmayabilir.

Normal şartlarda ticari araçlarda 20 (0.20), binek araçlarda ise 50 (0,50) promil ve üstü, aracın alkollü kullanıldığını göstermektedir. Bu durumlarda ehliyete el konulması, idari para cezası gibi bir takım yaptırımlar uygulanmaktadır.

Fakat aracın 100 (1,00) promil ve üstündeki bir alkol miktarı ile kullanılması durumunda yan yaptırımların yanında ayrıca trafik güvenliğini tehlikeye sokma suçu bakımından bir kamu davası da açılacaktır. Diğer bir anlatımla, 100 promil altında araç kullanmanın yaptırımları söz konusudur. Ehliyete belli süre ile el konulması bu duruma örnektir. Fakat 100 promil ve üstünde kullanımlarda ise artık durum şahsi değil, kamunun düzeninin bozulması nedeniyle kamusal bir nitelik kazanır.

Yargıtay kararları ile Adli Tıp Kurumu değerlendirmelerinde insanın bilincini, iradesini alkol bakımından belirleyen eşik değerlerinin bu şekilde olduğu kabul edilmektedir. Bu eşik değerlerine riayet edilmemesi durumunda kişiler idari para cezası ile ve aynı zamanda da hapis cezası ile karşılaşabilmektedirler.

Alkollü araç kullanma durumunda farklı neticeler oluşursa, bu suçlar ayrıca cezalandırılacaktır. Örneğin alkollü araç kullanılarak bir kişiye çarpılması halinde taksirle yaralama ya da taksirle öldürme suçları oluşabilecektir. Her somut olay, farklı özellikler barındırdığından buna göre değerlendirme yapılması gerekmektedir. Suçun alkol etkisinde işlendiği ispat edilemezse beraat kararı verilmesi gerekmektedir, bu durum Yargıtay kararı ile de sabittir.

Alkol etkisinde araç kullanma sonucunda farklı ihtimallere göre idari para cezası, yaptırımlar ile hapis cezası söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle sürecin bir ceza hukuku avukatı ile yürütülmesi tavsiye edilmektedir.

İstanbul Kredi Kartı Dolandırıcılığı Avukatı

Toplum, sürekli geliştiğinden suçlar da bu doğrultuda değişmekte, genişlemektedir. Özellikle teknoloji, bilişim gibi alanlarda eski uygulamalarda düzenlenmeyen fiiller, günümüzde suç niteliğini kazanmıştır. Teknolojik gelişmelerin akabinde yaygınlaşan suç türlerinden biri de kredi kartları kullanıcılarına karşı işlenen suçlardır.

Bu suçlar, farklı şekillerde işlenebilir. Kartını kaybeden ya da kartını çaldıran kişinin kartı suçlular tarafından kullanılabilir. Kargodan gelmesi gereken kartlar gelmemiş, suçlularca kullanılmış olabilir ya da kart üzerindeki bilgiler profesyonel yöntemler ile değiştirilmiş olabilir. Sahte kartların varlığı da ne yazık ki tartışmasızdır. Uygulamada ise ATM dolandırıcılığı, kart bilgilerinin kopyalanması, internet dolandırıcılığı, hesapların yönlendirilmesi gibi yöntemler en çok karşılaşılan yöntemlerdendir.

Tüm bu durumlarda suç oluşabilmektedir. Zira hak sahibinin rızası, bilgisi olmadan gerçekleştirilen eylemler, bu fiiller bağlamında suç teşkil edecektir. Kredi kartı dolandırıcılığı, Türk Ceza Kanunu’nda Bilişim Suçları genel başlığında görülen hallerden biridir. Banka veya Kredi Kartlarının Kötüye Kullanılması başlığı altında düzenlenen bu suç için getirilen düzenlemeler şu şekildedir;

Başkasına ait bir banka veya kredi kartını, her ne suretle olursa olsun ele geçiren veya elinde bulunduran kimse, kart sahibinin veya kartın kendisine verilmesi gereken kişinin rızası olmaksızın bunu kullanarak veya kullandırtarak kendisine veya başkasına yarar sağlarsa, üç yıldan altı yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Başkalarına ait banka hesaplarıyla ilişkilendirilerek sahte banka veya kredi kartı üreten, satan, devreden, satın alan veya kabul eden kişi üç yıldan yedi yıla kadar hapis ve onbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Sahte oluşturulan veya üzerinde sahtecilik yapılan bir banka veya kredi kartını kullanmak suretiyle kendisine veya başkasına yarar sağlayan kişi, fiil daha ağır cezayı gerektiren başka bir suç oluşturmadığı takdirde, dört yıldan sekiz yıla kadar hapis ve beşbin güne kadar adlî para cezası ile cezalandırılır.

Görüldüğü üzere, kredi kartlarından kaynaklanabilecek ihtilaflarda kişiler ciddi şekilde mağdur olabilecek, suç şüphesi altında bulunanlar ise ciddi yaptırımlarla karşılaşabilecektir. Bu nedenle haklı olduğunu düşünen tarafın süreci uzman ceza avukatı vasıtası ile yürütmesinde fayda görülmektedir.

Ceza Hukukunda Avukatın Önemi

Ceza hukuku alanında avukatlar şüpheliyi, sanığı, mağduru, suçtan zarar göreni, katılanı, suçtan sorumlu olan diğer kişileri temsil ederler. Bu bağlamda adliyede, kolluk makamlarında veya suç için önemli diğer mahallerde bulunurlar, ifade ve sorguya katılırlar, isnatla ilgili bilgilendirmeyi sağlarlar, dilekçeler vasıtası ile ya da sözlü olarak hakları koruma altında tutarlar. Dolayısıyla insanın en temel haklarından olan özgürlük hakkının kaybedilmemesi açısından etkili ve güçlü temsil edilme hayati öneme sahiptir. Mağdur bakımından kaybın telafisi ve mağdurun vicdanen tatminini sağlamak esas gaye iken, şüpheli ya da sanık bakımından özgürlüğün korunması, haksızlığa uğranmaması ve orantısız yaptırımlara maruz kalınmaması temel amaçtır.

Yukarıdan anlaşılacağı üzere ceza hukuku özgürlüğe direkt etki eden bir dal olması nedeniyle riske atılmaması gereken bir daldır ve avukat ile temsil bu bağlamda çok önemlidir. Avukatın da sizi temsil kabiliyeti önemlidir. Zira ceza hukukunda amaç maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Dolayısıyla delillerin ortaya konulmasında, etkili savunmada, var olan ve zarara uğrayan menfaatin veya hakkın talebinde, müvekkil ile iletişimde, kanunlara ve diğer mevzuata hâkimiyette avukatın rolü hakkın yerini bulması için belirleyicidir.

Zira diğer hukuk dallarından farklı olarak bir yaptırım ile karşılaşan kişi üzerinde yaptırımın etkileri anlık olmayıp uzun yıllar sürebilmektedir (aile ve sosyal çevre baskısı, özgüven kaybı, maddi kayıplar gibi). Dolayısıyla haketmediği halde bir yaptırımla karşılaşan kişi için telafisi güç ya da imkânsız zararlar doğabilmektedir. Aynı şekilde suç nedeniyle mağdur olan kişi de fail hakettiği cezayı almaz ise kendini güvende hissetmeyecek, hayatına normal devam etmekte zorlanacaktır. Bu nedenle de ceza hukuku avukatı ile çalışmak önemlidir.

Ceza Avukatı Olarak Hizmetlerimiz

  • Şikayet dilekçesi ve eklerinin hazırlanması
  • Kollukta ve Savcılıkta ifade alınması sırasında hazır bulunulması
  • Ağır Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Asliye Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Sulh Ceza Mahkemelerinde sanık müdafi ve müşteki vekili olunması
  • Savcılıklarca verilen takipsizlik kararlarına itiraz edilmesi
  • Tutuklama ve koruma kararlarına itiraz edilmesi
  • Temyiz dilekçesi hazırlanması
  • Cezaevinde tutuklu ve hükümlü ziyaretleri yapılması

İstanbul Ceza Avukatı Ekibimize Ulaşın

İstanbul‘da çalışmalarına devam eden Akkaş Hukuk Bürosu‘na ve İstanbul ceza avukatı için avukat kadromuza İletişim sayfamızdan ulaşabilirsiniz.

WhatsApp chat